10 yorum
Orda oturuyordun işte. Siyah eteğin, beyaz gömleğin, kırmızı rugan ayakkabıların ve dudaklarında ayakkabılarının rengine uydurduğun kırmızı rujunla birini bekliyor gibiydin.
(Beni mi?)
Ankara’nın ayazında burnun üşümüştü senin. Kızarmış, kurumuş ellerinle kestanelerle dolu kese kağıdını tutuyordun. Kestaneler soğsun istemiyordun, alelacele kabuklarını soyuyor ve teker teker ağzına atıyordun.
Güzeldin ama bir şeyler eksikti.
Ne vardı gelsen burda otursan? Ne vardı ki? Burası rahatsız bir yer miydi yoksa? Bu muydu sorunun? Orasının rahatı daha mı cazip geldi sana?
Nedense gelmedin işte…
Ben burda oturmuş pürdikkat seni izliyordum. Kahverengi ile yeşil arası bir parktaydık. Ağaç isimlerini pek bilmem ben. Ama susma nezaketini gösterecek olgunlukta ağaçlar vardı. Adeta geçmişin temsilcileriydiler, kalın gövdeleriyle, yaşlarını gözümüze gözümüze sokarken.
Bana baktın, karşı bankta otururken.
Eksik olan ben miydim?
Belki.
Sonra doğruldum, ardıma bakmadan terk ettim orayı.
-
alsevgilimanneolbununla bunu beğendi
-
alanraziverenrazi bunu beğendi
-
teklotopatik bunu beğendi
-
blacklavier bunu beğendi
-
aquamarinex bunu sefacansungur kullanıcısından yeniden blogladı
-
schneefloeckchen bunu beğendi
-
mavimtrakmavi bunu beğendi
-
nirvanadb bunu beğendi
-
ocmaha bunu beğendi
-
sefacansungur bunu gönderdi